Koçak Holding'in tek varisiydim. Yıllarca babamın merhametle soframıza oturttuğu nişanlım Kile'ye ve yalımızın hizmetçisinin kızı Claribel'e kol kanat gerdim.
Ta ki o korkunç kazaya kadar. Üzerimize gelen tırın farları parlarken, nişanlım Kile direksiyonu Claribel'i kurtarmak için kasten sola kırdı ve benim oturduğum sağ tarafı doğrudan beton bariyere feda etti.
Hastanede uyandığımda, ezilen bacağımın acısıyla kıvranırken duyduğum ilk şey Kile'in o buz gibi sesi oldu.
"Uyanır uyanmaz ilk işin Claribel'den özür dilemek olacak."
Beni ölüme terk ettiği yetmezmiş gibi, kazanın suçunu benim kıskançlığıma atıyor, Claribel ise sahte gözyaşlarıyla mağduru oynuyordu. Sadece onlar da değil; üvey ağabeyim Derick şirketimi, cemiyetin dahi ressamı sandığı Hank ise tablolarımı çalmak için sıraya girmişti. Üstelik doktor, gizli yarış pilotu kariyerimin o parçalanan dizim yüzünden sonsuza dek bittiğini söylüyordu.
Yıllarca sırtımdan beslenen bu asalaklar, beni bir eşya gibi kullanıp kenara atmışlardı. Koçak varisi olmamı bir suç gibi yüzüme vuruyor, merhametimi zayıflık sanarak üstüme basıp geçebileceklerini düşünüyorlardı.
Ama yanıldıkları bir şey vardı. Ben o eski uysal, onaylanma peşinde koşan Adelina değildim.
Yalının o korkutucu, gölge gibi peşimde dolanan sadık güvenlik amiri Keifer'ın omuzlarına yaslanarak ayağa kalktım. Kile'in tüm kredi kartlarını dondurup onları yağmurun altında beş parasız sokağa atarken, içimdeki o buzdan kraliçe uyanmıştı. Benden çaldıkları her şeyi onlardan kanırtarak geri alacaktım.